BÜTÜN ÖLÜLERİN KAFASI RAHATTIR
Soğuktan nefesi canından bezmiş bir vaziyette çıktığı yokuşun sonuna geldiğinde, ağzından her akşam yedi otuz sularında dökülen o cümle hayat bulmuştu bir kez daha “Allah belasını versin bu yolu yapanın!” Her şey rutin halinde seyrediyordu yani. Karanlığı delip geçen farlarıyla göze düşman arabalar alıyordu yolun tozunu. Elleri ceplerine yuva kurmuş yüzü asık insanlar, içlerinden okuduğu lanetlerin kulaklarda bıraktığı pas ve o hiçbir yere bağlanmayan sihirli cümle. Her şey. Bir kere daha kapısındaydı. Buraya gelmek dünyanın en uzak yerine gitmek gibiydi İzan için. Aynı hisse kapılıyordu daima sürgülü kapıyı cebinden çıkarmak zorunda olduğu ellerine sarıp çekerken. Kapının birkaç saniyelik sesinin bile kendisinin suru olduğu düşünüyordu zaman zaman. Bir keresinde ‘’Tanrı bazılarına geç kalıyor’’ diye mırıldandı sürgülü kapının içine dolanıp, sokakla bağlantıyı koparırken. Kaldırım taşları ev ile kapı arasındaki dar yolda da devam ediyordu. İzan, bu kısa ve sıkıntılı...
